Bazı kavramlar vardır, herkes bu kavramlar hakkında sayısız fikre sahiptir. Bazı fikirler birbirine çok bezer, bazıları ise taban tabana zıttır; ama asla tam olarak aynı şeyden bahsetmek mümkün olmaz. Hatta bu kavramlara ilişkin tanımlamalar bile mevcuttur; ancak bu tanımlamalara bakınca bile kültürler arası, disiplinler arası ya da dönemler arasında farklılıklar olduğunu görmek kolay olur. Bir keresinde çok sevdiğim, dünyaca ünlü bir nöropsikoloğun videosunu izlemiştim; gündelik hayatta çok kullandığımız "zihin" (mind) kavramı hakkında farklı disiplinlerden gelen kırk uzmanla yaptıkları tanımlama çalışmalarında nasıl bir çıkmaza girdiklerini anlatıyordu, bir türlü mutabık kalamıyorlardı çünkü... Dolaysıyla hep aynı soru ile karşılaşıyorum, "mutlak bir doğru var mı?".
Ben siyaset bilimci ya da felsefeden çok anlayan biri değilim. Çok dindar olduğum söylenemez ama inançsız olduğumu da söylemem doğru olmaz. Ruhsallıkla, insan ruhuyla çok ilgiliyim; bu mesleğimle ilişkili evet ama beni bu mesleğe itenin zaten çok önceden beri bununla ilgileniyor olmam olduğunu söylemek doğru olur. Ruhsallıkla ilgilenirken ve öğrenimim devam ederken (ki hala öğreniyorum ve öğreneceğim daha çok şey var) hep karşıma çıkan şey şu oldu: genel çerçeveleri tanımamak mümkün olmakla beraber her şey, ama istisnasız her şey kişiden kişiye, durumdan duruma, aynı kişi için andan ana değişiyor... Tıpkı yukarıda biraz bahsettiğim evrensel olmasını umduğumuz kavramlarda olduğu gibi.
Şimdi asıl söylemek istediğimi şeylere geçmek, bahsetmek istediğim kavramlara girmek istiyorum... Bir doğru yanlış polemiğine girme amacım yok, ben daha çok benim için anlamlarından bahsetmek istiyorum. Bu gün için seçtiğim kavramlar "özgürlük" ve "demokrasi"... Belki bir kısmınız katılacak bir kısmınız katılmayacak, ya da bazı yerlerinde benzer fikirlere bazı yerlerinde hiç de benzemeyen fikirlere sahip olacağımızı fark edeceğiz...
Özgürlük nedir dediğimde hepimiz için bir tanım belirdiğini biliyorum. Ben de kendi içimde ya da başkalarıyla belli sohbetler sırasında ve hatta ebeveynler ile çocuklarına değerleri ve kavramları nasıl öğreteceklerine ilişkin konuşurken pek çok tanımlama yapıyorum. Genellikle birbirine çok benzer şeyler oluyor ancak sonuçta tanımlamalar etkileşimde bulunduğum kişilerle anlam buluyor ya da anlamından kayıyor. Ancak son bir haftadır özgürlük kavramı ile ilgili ilgin bir yere vardığımı gördüm ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum: bence özgürlük hayal kurmaktır. Bunu son derece gerçekçi biri olarak, bu şekilde tanımlamak benim için çok tuhaf. Ama böyle söyleyip bırakmak istemiyorum, biraz anlatmaya çalışayım...
Özgürlük hayal kurmaktır derken bir hayale kapılmak, evrene mesaj yollamak, sürekli inanmak ve sadece inanarak gerçek olacağını düşünmek gibi şeylerden bahsetmiyorum aslında. Demeye çalıştığım şey özgülüğün herkesin bir hayali olmasına olanak tanıyan bir olgu olduğu. Yani ben bir hayal kurabilirim, bu dış gerçeklikle uyumlu olmayabilir. Asla gerçekleşemeyecek ya da öyle görünen bir şey olabilir. Benzer hayaller içinde olabilirim sizinle ama aynı olmak zorunda değildir, kendime özgü bir çok parçası vardır hayalimin. Sizinkinden çok farklı bir hayal içinde olabilirim ve sizinkinden farklı bir hayale sahip olmam bizi aramızdaki ilişkiyi bozmaz. Çünkü bu hayal bana aittir, tüm kusurları ve mükemmel yanlarıyla. Kendi içimde bunu yaşayabilirim, sizinle paylaşabilirim; dış gerçeklik, toplumsal hayat, ilişkiler buna olanak verdiğince gündelik yaşamıma taşıyabilirim. Hayalim için yargılanmam, dışlanmam, ötekileştirilmem. Diğerlerinin hayallerinin olduğunu bilirim ve bu benim için sorun olmaz. Kendi hayalime sadece kendi gerçekliğimi dayatarak başkalarının inanması ve katılması, başkalarının da benim gibi hayal kurmak zorunda olması gibi beklentilerim, taleplerim olmaz. Başkaları bana böyle bir şey dayattığında da bunu reddetme hakkına sahibimdir. Doğru ya da yanlış hayaller yoktur, sadece bana ait olan, sana ait olan, herkesin kendine ait olan hayalleri vardır. Bazen bir kişi ya da bir grup hayallerindeki ortaklıklarından yola çıkarak birlikte hareket edebilir ama asla sonuna kadar tek bir kişinin hayaline göre hareket etmek zorunda değildirler; farklılaştıkları noktada birlikte hareket etmekten vaz geçebilirler ya da farklı bir yol bularak yine de hayallerinden vaz geçmeyerek yola devam edebilirler... Ve özgürlük budur. Çok temeldir, biriciktir...
Son seçimlerden sonra ilk defa özgür hissediyorum. Özgürleştiğimizi hissediyorum. Eylemlerimizi sorumsuzca gerçekleştirmek anlamında bir özgürlükten bahsetmiyorum, hayallerimizi artık konuşabilmeye ilişkin bir adım atmanın verdiği özgürlükten bahsediyorum. Mesela benim bir hayalimin gerçekleştiğini söyleyebilirim; dilsiz bırakılan pek çok kesimin ses bulabilmesine olanak tanıyan bir temsilciler meclisine büyük ölçüde sahip olduk. Aynı toprağın farklı çocukları olarak farklılıklarımızla kendimizi ifade edebileceğimiz bir zemine oturduk ve aynılıklarımızı görme olasılığımız, farklılıklarımızın kabul edilişi resmileşti... Senelerce yok sayılmış, aşağılanmış, ötekileştirilmiş, kendini ifade etmek için farklı yollara zorlanmış pek çok düşünce ve var oluş bir arada, bir ses olarak varlık gösterebilme olanağına kavuştu. Ruhsallıkla ilgili inandığım çok önemli bir şeye de alan açılmış oldu; konuşulamayan, düşünülemeyen, kendine ifade bulamayan her şey baş edilmesi daha güç olaylar ve deneyimler olarak vuku bulur. Eğer düşünülmeye, konuşulmaya ve bu süreçte ifade edişteki farklılıklara alan açılırsa artık orada baş edilebilir, çözümlenebilir konu, durum ve/veya sorunlardan bahsetmek mümkün olur; bu da baş edilmesi daha kolay bir şeydir.
Bundan sonra gerçekleşmesini çok arzu ettiğim hayalim ise herkesin hayaline saygı duyulduğunu görmek. Gerçekleşmesi anlamında bir eylem içinde bulunmak zorlaması olmaksızın bunları bize anlamsız, saçma, korkutucu ya da olanaksız da gelse sadece bu hayali kuran bizim gibi bir insan olduğu için ve buna hakkı olduğu için saygı duymak. Bunu, gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin konuşmasına olanak tanımak. Kibirden uzak, sakin ve insanca bir tavır takınabilmek. Savaş ve ayrılık için bahaneler aramak yerine uzlaşma ve barış için birlikte konuşmayı başarabilmek. Bir arada olabilmek, bir arada kalabilmek. Sürekli eskiyi referans alıp yeninin önüne set koymamak, yeni olana açılabilmek. Birbirimizi fikirlerin, olayların, zihnin ve politikanın oyunlarının üstüne çıkarak, sadece insan olduğumuz için sevebilmek...
Peki bu nasıl mümkün olacak? İşte burada da benim için "demokrasinin anlamı" devreye giriyor. Demokrasi, bize bu özgürlüğü sağlayan ve bu özgürlüğün korunmasını garanti altına alan şey bence. Hayallerin gerçekleşmesini değil ama konuşulmasını meşrulaştıran, bu meşruiyeti koruyan, gözeten, herkesin hayaline eşit mesafede kalabilen ve hepsini kapsayan bir alan yaratan bir güç demokrasi. Gücünü insan olmaktan, insanca yaşamaktan alan olgu... Ve bu güce çok ihtiyaç duyan, her durumda adını anan, ondan medet uman biz insanlarca korunması, yerinde kalabilmesi için çaba harcamamız gereken bir tutum bence demokrasi.
Son seçimler bizlere baş edilmesi daha kolay gündemlerle karşılaşmamız için bir alan yarattı. Şimdi bastırmaya, susturmaya, yok saymaya gücümüz yetmeyecek; kimse adına, kimsenin yerine konuşamayacağız. Herkes kendi sesinden konuşabilecek ve bizler bu seslerin müziğini dinleyeceğiz, birlikte bir senfoni oluşturmanın yolunu arayacağız. Artık konuşma, konuşanı dinleme, anlamaya çalışma zamanı. Aynı hayale kapılma zorunluluğu olmadan varlıklarını kabul edebilme, bizim hayallerimizden farklı olanlarla yaşamayı öğrenme zamanı. Demokratik hakkımızı ve özgürlüğümüzü birbirimize saygı duymayı becererek kullanma zamanı.
Bizi ve kendini temsil etme, hayallerini konuşabilme hakkını demokratik olarak elde eden, Kürt, Türk, Boşnak, Ezidi, Ermeni, Rum, Çingene her türlü etnik kökenin, kültürün güzel rengine sahip, kadın erkek, yaşlı genç, inançlı ya da inançsız her bir vekilimizi saygıyla ve sevgiyle alkışlıyorum. Onları bizim adımıza, bizim için konuşacaklarına olan inancımla selamlıyorum. Bu özgürlüğü kaybetmemeyi yürekten diliyorum...
Yeni hayaller kurabilmeye izin verme, yeni hayalleri birlikte kurabilme zamanını, hep beraber umutla ve mutlulukla deneyimleyebilmeyi hepimiz için yürekten istiyorum. Sözlerimi yakın zamanda ölüm yıldönümünde saygıyla ve sevgiyle andığımız Nazım Hikmet'in bir şiiriyle bitiyorum...
"Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e
bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim..."
Beyhan ÖZPAR